Her şey Barselona’ya gittiğimde, otelden çıkmak istememe hissiyle başladı.
Çok sevdiğim insanlar olmasa çekilmez bu hayat kafaları ve hiç kimsenin, hiçbir şeyin olmadığı bir 3 günlük hayata kaçış. Yönümüz Karadeniz’in bir yerleri, coğrafyam iyi değil. 30 derecelik hava sıcaklığının 10 dereceye düştüğü noktada, en tepedeyiz. Biraz in denizi gör, çık yukarı ve köyün ortasındayım. 5-6 ev var, kimse kimseyi görmüyor, ağaçlardan dağlardan, yeşilden göz gözü görmez halde.
“Merhaba ben yeşilim”,
“Memnun oldum, ihtiyacım olan senmişsin” diyorum içimden..
Akşam olunca cırcır böcekleri ya da - bu kadar büyüğünü daha önce görmediğim- bir çekirge yanımda, eşlik ediyor… Elimde ortama ağırlık veren Paul Auster, kulağımda Anita Lane gibi mırıl mırıl sesler.
Hayat kurtarıcısı olmadı bu üç gün ama sadece nefesimi duyduğum bu yerde, farkına vardıklarım, bilinçaltımdan pıtır pıtır dökülenler oldu.
Notlar halinde değildi elbet, toparlanmış - EDITLENMİŞ haliyle dökülenler;
Sahil kasabası mı? Ruhen hazırım fakat zihnen kesinlikle hazır değilim. Çorba olmuş süzgeçten geçirmek gerekiyor.
Bir ay kadar bir süre, karşımdaki yeşile bakarak öylece durabilirdim, evet, hiç konuşmadan…
Sessizlik, zihnindekileri harekete geçiriyor. Öyle bir ortamdan ya delirip çıkarsın ya da temizlenip yeni hayata başlarsın. Düşünceler, yolunu şaşırmış birbirine çarpan karıncalar gibi koşturdu, sağa sola savruldu.
Yer etmiş olaylar ve insanlar da tek tek geçti tekrar ve tekrar. Yer değiştirmek önemli değil mi kurtulmak için bir şeylerden yoksa 3 gün bunu söylemek için erken mi?
Gerçekten çok sevdiğim insan sayısı 10’dan az’mış, “yeşil içinden merhaba dediklerim” onlar kendini biliyor.
Hayatımdaki fazlalıklar size bir de “yeşil” içinden baktım da, ne işiniz varmış orada, “olur öyle arada” dedim, geçtim.
Hırsınızı, egonuzu, hepsini çıkardığınızda çırılçıplak kalışınızı ve çıplaklıktan titrediğinizi, gördüm, üzerine bir de güldüm.
Dönmeden garantilediğim durumlar oldu, kolaylaştırmak, bağlanmak için buraya çünkü dönmek benim için hep zor oldu.
Çok korkakmışım, bir takım olaylardan, tabanlarımı popoma vura vura kaçmışım, kaçmak için hileler yapmışım.
Güvende olmak ve güvenmek-miş en büyük arzularımdan biri.
Kıskanmayı yok etmişim, kabullenmeyi öğrenmişim, bu bazı duyguların olgunlaşmış haliymiş.
Yine aynı yerde olmak 3 günlük hayatta 3 günlük farkındalıklarla, devamı var yazılamaz..
Not: İstanbul, benim için Radyo Eksen’i duymaya başladığım yer
“PIXELL’li DOĞA”
















